• (+90) 216 632 44 41 AdexAkademi

Akıldan Kalbe

Home Makaleler Akıldan Kalbe

Sürüşte Davranış Değişimi

‘’Akıldan Kalbe’’

Ne demektir bu “Sürüşte Davranış’’ değişimi? Hiç şüphesiz, bu konu başlığına kadar fikren geldiğimiz en kıymetli eğitimlerden biri olarak

“Akıldan Kalbe” gidilen yolculukta, uzun zamandır yazarak değinmek istediğim bir konu olan; kısa adıyla (D.O.S.T), yani “Davranış Odaklı Sürüş Teknikleri’’ de denebilir.

Tabi; bu eğitim isminin bizlerle birlikte fikir sahipleri olan sevgili Shell ekibine de değinmeden geçmek olmaz.

Akıldan Kalbe Sürüşte Davranış Değişimi.

Okunurken çok güzel ve hatta havalı görünebilir ama gerçekten de kalıcı davranış değişimi hem bu kadar kolay bir şekilde bizim eğitim içeriklerimize uyup hem de anlaşılır bir hale gelerek, yıllardır sürücülük mesleğinde olan, hatta bu mesleği babasından ya da ustasından öğrenerek yıllarını geçiren Türk insanı ne kadar kolay adapte olabilir? Bir mentor olarak söylüyorum; çıkacağımız uzun yolculuk sürecinde bu hiç de kolay değil.

Ne zaman akıl tuzaklarından kurtulursun, işte tam da o an davranış değişim süreci başlar ve hemen hepimizin aklında olan bu sorular anlamını yitirerek yerini Akıldan Kalbe giden yolculuğa bırakır.

“Trafik çok kalabalık, acelem var, çok geç kaldım yetişmem lazım…”

Yol Güvenliği; aynı zamanda bir kültür değişim yolculuğudur. Bu yolculuk bir kere başladığında, bence artık her kurum ve kişi için geri dönülemez bir nokta gelmiş olmalıdır. Her ne kadar bu yolda hedefinden şüphe duyanlar bir süre sonra kolay olmasından dolayı “sıradanlığa” dönüş yaşamış olsa da; bunu başarmış yüzlerce özel şirket, milyonlarca insan, onlarca ülke var. Dilerseniz çıktığımız bu yolculukta birlikte karar verelim?

Yol Güvenliği demişken; bu makale içerisinde sadece sürüş eğitimi içeriklerini ve konu başlıklarını ele almanın dışında asıl niyetimiz, bir mentor sentezinden “Sürücüye Dokunmak’’ ve dolayısıyla “Sürüşte Davranış Değişimi’’ koçluk programlarına da atıfta bulunmak ve “Akıldan Kalbe’’ olan yolculuğumuzda, Türkiye’de bir ilki gerçekleştirmektedir.

Öncelikle; “trafik kazalarının genel sebepleri” başlığını birlikte inceleyelim.

Yıllarca süre gelen araştırmaların sonucunda, büyük bir çoğunluğun fikir birliğine vardığı iki neden ortaya çıkmıştır.

1) Temel sürüş becerilerinin eksikliği,

2) Tehlikeli sürüşe yol açan İnsan/Davranış hataları,

Bir de bunlara ek olarak;

  • “Ben biliyorum” riski,
  • “Ben bilmiyorum ama söyleyemiyorum” riski (Akıl Tuzakları)

Bildiğiniz üzere karayoluyla ulaşım oldukça tehlikeli bir faaliyettir. Trafik kazalarının, tüm dünyada 1.3 milyon kişinin ölümü ve 50 milyon kişinin yaralanmasıyla sonuçlandığını belirtilmekte olan bu hiç de yabana atılmaması gereken riskleri, gelin önce kendimiz için bir süzgeçten geçirelim. Aslında niyetim, herkesin bildiği bu acımasız ve can sıkıcı gerçekleri duymak ne kadar sıkıcı gelse de, kanunları sıkı bir şekilde uygulamak trafik kazası ölümlerini % 20 oranında düşürüyor ya da ortalama hızda yapılan % 5 düşüş, ölümlü trafik kazaları oranını %30 oranlarına kadar indirebiliyor deseydim, hayatta kalmanın ve “yaşatmanın” bu kadar basit bir şeyi uygulamaktan geçtiğini göstererek ilginizi biraz daha diri tutabileceğimi sanıyorum.

“Sürüşte Davranış Değişimi’’ başlığının altında yazmak ve konuşmak gerektiği için konunun hassasiyetine nereden geldiğimizi de unutmamamız gerekir diye düşünüyorum.

  • Peki şimdi müsaadenizle bu iki temel nedeni ve yanında belirtilen riskleri, tekrar dönmek üzere burada kenara park ediyorum.

Profesyonel sürücülerin, karayollarındaki en becerikli sürücüler arasında yer aldığı varsayılsa da ölümcül sürüş kazalarının sayısından da anlaşılacağı üzere hala yapılması gereken çok şey vardır.

İşte tam da bu noktada, araç kullanıcılarının profesyonel veya sıradan sürücüler olup olmadıklarına bakılmaksızın, iyi sürücülerin ilgisiz hale gelmesini engellemeyi ve daha da iyi, davranışsal olarak “bilinçli sürücü” haline gelmeleri için kişilere doğru yaklaşımlarla akılcı ve uygulanabilir dokunulmalıdır.

Aynı zamanda, bu dokunuşların ya da eğitimlerin birer toz bulutu haline dönüşmesini önlemek ve sanki havai fişek gösterisi kadar canlı ama bir o kadar da kısa etki bırakmamasını sağlamanın en önemli yollarından biri gerçekçi, uygulanabilir ve bir duyguya da hizmet ediyor olmasıdır.

Hani hep diyoruz ya; Bilgi, duygu ile birleşmediğinde çalışmaz.

İnsan olarak, hata yapmaya meyilli genetiğimiz gereği “gerçekçi olmak” noktasında konumuz artık sadece tek başına sürüş güvenliği değil; hatalarımızın oluşumuna da etken olan duygularımız olmalıdır.

Duygularımız, günümüzün hızlı iş hayatında, teknolojik gelişimlerle, sosyal medyadaki yetişilemez devir-daim ile yapay zekanın durdurulamaz olarak geldiği ve hatta haftalık, günlük, saatlik olarak daha nereye kadar evrileceğinin bilinmezinde, neredeyse anlık olarak sürekli değişkenlik gösteriyor.

Üzülüyoruz, seviniyoruz, kızıyoruz, kınıyoruz, küsüyoruz, varsayımda bulunuyoruz, yargılıyoruz, plan yapıyoruz, iş ve özel hayatlarımızı yönetiyoruz, insanlarla çalışıyoruz, ebevenylerin ya da ailen, patronun ya da arkadaşın da olsa, mesleği ve eğitimi ne olursa olsun, hatta çok şahane bir aracı olan şahane bir şirkette üst düzey yönetici de olsa unuttuğumuz bir “kök” var. Hepimiz duygularımız tarafından yönetiliyoruz ve sonuç olarak; sadece insanız!

Tüm bu duygulara sahip insanlarla aynı trafik ortamında olmak, yan yana, arka arkaya ya da aynı şeritte hareket ediyorken kazaya karışmamak ne kadar da kolay görünüyor öyle değil mi? Tüm dünya çapında sürücülerin davranışları ve inanışlarını inceleyen çalışmalar yapılmaktadır. Bu sürücüler oldukça profesyoneldir ancak; bazı hatalı inanışlar tespit edilmiştir.

Örneğin; sürücülerin çoğu çok yorgun oldukları zamanlarda bile kazalardan sakınacak kadar iyi olduklarına inanmaktadır. Araştırmalar da aynı zamanda çok sayıda sorunun, sürücünün kontrolü dışında olan, iş stresi veya uzun çalışma saatleri gibi sürüşü etkileyen harici faktörlere bağlı kök nedenleri olduğu tespit edilmiştir.

Sürücülerin, kazaya karışma nedenlerini keşfedebilecekleri ve dile getirebilecekleri bir fırsat yaratmalıyız. Bu fırsat, sürücü emniyetine ilişkin çoğu yaklaşımda olduğu gibi sürücülerle sınırlı olmak yerine, karayolunda kaza riskinin en aza indirgenmesinde önemli bir rol üstlenen denetçiler, müdürler, yüklenicileri ve hatta eğitmenleri de kapsayarak, hem sürücüleri hem de ulaşım operasyonlarını yöneten kişileri hedef alan çalışmalar ve eğitimler olmadır.

  • “Görünen yüzün arkasını görecek fikir üretmek’’

Sürüş güvenliğinin iyileştirilmesine yönelik çoğu yaklaşımdan farklı olarak, Akıldan Kalbe “Davranış Modeli” kullanılmasıdır. Bu model, insanlara yalnızca daha fazla çaba göstermelerini söylemenin yeterli olmadığı düşüncesiyle, Güvenli Sürüş davranışına ilişkin atılması gereken birden fazla adım olduğunu göstermektedir.

Bir kişinin emniyetli bir şekilde taşıt kullanması için gerekli birkaç ana adım bulunmaktadır. Bunlar;

  • Akıldan kalbe Davranış Değişimi
  • Tehlikeyi Gör Fark et
  • Algıla – Analiz et
  • Reaksiyon Göster

Davranış değişikliği, ne tek bir eğitimle ne de bunu bir amir sıfatıyla söyleyerek değil; toplu bir deneyimin sonucu olarak değişir. Akıldan kalbe değişim sadece defansif sürüş eğitimleri ya da benzer isimli ve içerikli eğitimlere entegre edilmiş konu başlıklarıyla çözülemediğini biliyoruz ve bugünlerde bu konuda artık neredeyse kararımız kesin.

Değişimin sürekliliğinin ve sürdürülebilirliğinin başarıya ulaşması için kişilere ve konuya sıklıkla dokunmak gerekir.

Bu dokunuş;

  • Kurumsal şirketlerde koçluk modeli kullanılması,
  • Kamu hizmetinde iç eğitmen yetiştirilmesi,
  • Trafiğe yeni çıkacak, ehliyet yaşı gelmiş kullanıcıları yetiştiren eğitmenlere de “Train the Trainer” (eğiticinin eğitimi) modeli ile bir nebze çözebiliriz.

Kişilerin ne kadar “iyi’’ bir sürücü oldukları, karayolunu kullanan diğer kişilerin ne düşündükleri ve ne yaptıkları ve sürücü sorunlarının gerçekte neler olduğu konusundaki kişisel görüşlerini etkilemeyi hedeflemeden bu konudaki koçluk, eğiticinin eğitimi gibi konuların sistematik olarak çalışması mümkün değil.

Konuyu içselleştiremeyen bir eğitmen, yönetici ya da koç, başarılı olamayacağı gibi; düzelmez hasarlar da bırakabilir. Her gün ortalama 22 kişinin trafikte hayatını kaybettiği Türkiye’de de, 1980 ile 2019 yıllarına bakacak olursak, günümüz trafiğindeki vahamet, hiçbir okuyucumuzun itirazı olmayacak derecede alenen ve açık seçik ortadadır.

“Mucize soru, sadece herkesin kendi gerçekliğinden sorulduğunda işe yarar’’

Etkin dinlemek, sonra ki için çözüm üretmenin ilk basamağıdır ve çok kıymetli bir düzeltici aksiyonun kilometre taşıdır. Biliyoruz ki; yolculuk yapmanın psikolojik yönlerini anlamak, bunu anlamayan yönetici ve liderlerin takım halindeki emniyet olgusuna ulaşması neredeyse hayaldir. İşte bu yüzden; Akıldan Kalbe modeli bir mihenk taşıdır.

Hani derler ya gitmenin varmakla ilgisi yoktur. Yani kendinize yolculuk yapamazsanız, sürücünün yolculuğunu anlayamazsınız.

Seyahat etmek insanı kalıplarından çıkarır ve diğer bir değişle özgürleştirir. Seyahat etmek, yeri geldikçe değişim göstermeyi, farklı bakabilmeyi, farklı davranılmasına alışmayı, alışılmadık ya da beklenmedik şeyler yapmayı gerektirirken, diğer yandan da seyahat etmek, uyum sağlayabilme ve esnek düşünebilme kapasitemizi arttırıyor. Uyum sağlayabilme ve esnek düşünebilme, kişiler için çok sağlıklı özelliklerdir. Kişinin kendi ortamında beklenmeyenlerle ve zorluklarla daha iyi başa çıkabilmesini sağlamaktadır.

Çoğunlukla sürücüler haricindeki denetçiler, yükleniciler, yol kenarı kontrollerini yapanlar, patronlar, hukukçular, ceza kesenler, duyguyu unutarak yorum yapan, akıl veren, ahkam kesen herkes AKILDAN KALBE kültürünü ya bilmez ya da insan olduğumuzu unutarak iş yapılmasını bekler.

  • Bilgi zihinde, bilgelik kalptedir.

Artık yavaş yavaş yukarıda park ettiğim konulara bir giriş yapayım diyorum. Sonuçta 20 yıllık bir eğitmen olunca konuşmaya/yazmaya başlayınca, taktir edersiniz ki durmak zor oluyor

Kısaca bir atıfta bulunalım. Cümlelerime “dünyada” diye başlamayı düşünürken, öncelikle bir an ayıldım ve “Türkiye” diye başlayalım ki çok da yüksekten uçmayalım diye düşündüm.

Şimdi; o meşgul, yoğun, çok önemli olan işlerinizden sadece bir 10 saniye ayırmanızı ve hayatınız için kendinize şu soruyu sormanızı rica ediyorum. Olumlu bir değişim için üzerimize düşeni yapıyor muyuz? Evet evet, size söylüyorum etrafınıza bakmayın. Siz üzerinize düşenin ne kadarını yapıyorsunuz?

Geleceğin Yol Güvenliği kurallarını konuşmak etkileyici olabilir ama bugün, hatta dünü konuşmaktır aslında çözüm:

1) Temel sürüş becerilerinin eksikliği,

2) Tehlikeli sürüşe yol açan insan/davranış hataları

Temel sürüş becerileri, eğer doğuştan kabiliyetli değilseniz öğrenilebilir bir şeydir. Fakat Tehlikeye yol açacak türden bir kullanım stili bir davranış biçimidir.

Bu konuların içeriklerine dokunurken, aileye kadar indirgemek, sonra okul dönemindeki öğretilere ve ehliyet sahibi olduğumuz dönemdeki eğitime kadar gitmek gereklidir.

20 yılı aşkın zamandır bu işlerinde içinde olan biri olarak diyorum ki; “çocuklarınız dudak izlerinizi değil, ayak izlerinizi takip eder’’.

Sen emniyet kemeri takmıyorsan ve çocuğuna telkinde bulunup “kemer tak evladım” diyorsan, bu çok komik bir davranıştır.

Sürücü kurslarındaki eğitmenler gerçekten ne zaman arka koltuk dahil Emniyet Kemeri takarlarsa ve buna inanırlarsa, belki o zaman davranışın sıfırdan yeniden değişi başlayabilir. Bugünün dünyasındaki kurs eğitmenleri, henüz maalesef buna inanan ve içselleştiren bir yaşayış biçiminde değiller.

Belki Trafik kazalarını sıfıra indiremezsiniz fakat ölümlü trafik kazalarını azaltabilirsiniz ve hatta “Hedef Sıfır Kaza’’ mottosu ile yola çıkabilirsiniz.

Bir trafik kazası olduğunda hemen herkes “sürücü hatası” olarak yaklaşıyor ama aslında sürücü, bu zincir sistemin son ve en zayıf halkasıdır. Sen sürücüyü, mesleki olarak yetiştirmemişsin, babasından öğrendiğinle sürücülük yaptırıyorsun, ehliyet kurslarında ağar vasıta eğitimleri neredeyse yok denecek düzeyde sonra kazalar azalsın istiyorsun. Ne kadar da masum ve pembe bir hayal, öyle değil mi?

‘’Her kazanın bir görünür bir de kök sebebi vardır.’’

Mentor;

Efendim, iyi eğitmenliğin temeli çok eğitim almak, çok öğrenmektir. Çünkü dolmadan taşmak mümkün değildir. Yıllarca aldığımız eğitimler sonucunda bunları yazabilmek büyük bir keyif. Bildiğiniz üzere; “mentorluk” terimi tarihten geliyor. Tarihte bir kral savaşa giderken oğlunu, ona bilgeliği ve deneyimiyle göz kulak olsun diye arkadaşı Mentor’a emanet eder.

20 yılı aşkın mesleki deneyimimle bugün diyorum ki;

Herkes mentor/danışman/rehber olamaz. Sabır, iyi dinleme, alanında çok ama çok uzman olma, pozitif, kıvrak zeka, çok iyi ilişki kurma, kendini bilme, mütevazi olma, insana değer verme ister iyi bir Mentor olmak.

Mentor ya da danışman kullanacağınız zaman derin bilgili ve bahsettiğim yeteneklere sahip kişilerden yararlanmanız, size ummadığınız ufuklar açar. Başka türlüsü size kendinizi yetersiz ve kötü hissettirir çünkü; kendi açığını sizi ezerek kapatır.

Bilge Mentorlarınızın çok olması dileğiyle.

Sevgiler.

Mert İNTEPE

Leave YourComments

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.